Ölen ne bendim ne de bedenimdi. Yok olan bilinçti, maddem olsa olsa gübre olurdu en fazla. Bilinç; yaşamış olan, yaşanmış olan, yaşlanmış olandı. Yaşarken unuttuğum her anım bir ayağımı çukura daha da yaklaştırıyordu. Yaşamamı anlamamı sağlayanlar anılarımdı.Bilinci, yani canlı olanı yaşatanlar da, diri tutanlar da onlardı.
Yaşarken unuttuklarım beni ölüme daha da yaklaştırıyor; boğazımı sıkıyor, bıçaklıyor, kurşunluyordu. Silinen her anı, yeni yeni cinayet yöntemleriyle bir şekilde intikamını alıyordu benden. Öldüğümdeyse, her unutulduğumda hayaletim daha da silikleşiyordu. Geçip gitmişim, siktir olmuşum bu dünyadan, beynimin şalterleri inmiş... Kalanların zihninde yaşıyorum ağır aksak; hatırladıkları kadarıyla tabii. Artık kalanların zihni benim için bir taşıyıcı, farkında olmadan da olsa yaşıyorum orada burada, hatırladıkları gibi ama. Ama zaman akıyor, hatırlayanlar da ölüyor, nesiller değişiyor; hatırlayan kalmıyor beni, hiç yaşamamışım gibi.
Neden yaşadım ki, neden yaşadık ki...
Bilincimizin evrimi miydi bizim ıstırabımız? Mesela kartal olsaydık, doruğumuz gözümüz olsaydı; köpek olsaydık, burnumuz coşsaydı; ya da balık olsaydık da öylesine yaşasaydık... Seçimimiz, seçilimimiz; bilincimiz miydi? Neden bu kadar kafa yordu ki ilk atalar; bok mu vardı bu kadar düşünecek? Bize bıraktıkları bu miras, onları unutmamızın mı cezasıydı? Lanet olsun bu bilince; şimdi kuşlar gibi yaşamak vardı, balıklar gibi, ağaçlar gibi hatta. Peki o zaman yaşadığımın farkına varacak mıydım; hiç yaşamamışım gibi mi olacaktı yine; ya şimdi onlardan ne farkım var; yaşadığımın farkında olmam mı farkım; hayvanlar rüya görür mü, ya bitkiler? Düşünmek, acımız; yazabilmek ya da okumak da tedavimiz mi?
Okumak, tekrar düşünmek... Tekrar düşünmek... Tekrar düşünmek... Ve en sonunda görebilmek, rüyadan uyanmak... Börtü böcekten farkımız bu mu; görebilmek için düşünmek, düşünebilmek için okumak? Eeee atalar da böyle başlamadı mı işe; bize bıraktıkları acı ortada, değil mi? Ama düşünmek; acı mı verir, kötü bir şey mi de ben böyle boş boş konuşuyorum onun üstüne? Bir dakika şimdi anlıyorum galiba acıya neyin neden olduğunu; iyinin, iyiliklerin başına gelen kötülükler olmalı acıya sebep. Bak, düşün bir; sevmenin nesi kötü olabilir ki, sevdiğini söyleyememektir kötü olan ve haliyle acıya sebep olan. Düşün; düşünmenin nesi kötü olabilir, düşünmemektir kötülük; okumamaktır, görememektir asıl kötülük. Yaşarken düşünmemişsin; hiç yaşamamış gibi... Ataların mirasına el sürmemişsin, gönül tokluğundan değil yalnız bu el kaçırma. Düşün; harcadıkça kazandıran bir miras bu. Hiç yaşamamış gibi mi olmak niyetin? Sen yaşarken ölmüşsün, gibi arabesk bir cümle kaçacaktı ağzımdan, ama sonra düşündüm de sana söyleyecek tek bir lafım var: Sen düşünme hacı; bokunu çıkarıyorsun, acısını da biz çekiyoruz.
Zamanı Geldi
- [Ana Sayfa]
- Sensiz Sessizlik
- Algıda Bir Arıza
- Çıkarım
- Yavşak Sarmaşık
- Kör Kartalın Av Düşleri
- Gereksiz Tecrübe An(ı)ları
- İşkence Odası
- Bir Mucizenin Katli ya da Hakikatli Bir Arınma Teşebbüsü
- Travma
- The Thrill is Gone
- Düşümden Düşenler
- Kan Gölü
- Ötürük Bombası
- Ses, Deneme, 1-2
- Yokluğunda Hazan
- Kino
- Yokluk
- Güney Cenahından
- Rüya Tasviri
- Hayvan Herifler
- Sen gittin...Neyse...
- Gölge
- Düşündüm de
- Toprak ve Sen
- Ne Tanrılar Bekledim Zaten Yoktular
- Olmak ya da Olmamak
- Firavun
- Sudan Gelen
- Kar ve Kara
- Oldu, Olacak mı?
- Zamanı Geldi