23 Ocak 2014 Perşembe

Sen gittin... Neyse...

    Kalkmama az kalmış. Derin uykulardayım. Kim bilir ne saçma rüyalar görüyorum yine (Senin olduklarını tenzih ederim.) ; kalktığımda hatırlayamayacağım rüyalar (Senin olduklarını yine tenzih ederim.).

    Gün doğuyor. Doğuyor da bu işi güneşe sanki zorla yaptırıyorlar; bıkmış bu galaksiden, belki de beklemekten sıkılmış. Gitmek istiyor, başka yerlerde aklı belli ki. Sana mı özendi nedir? Sen gittin... Neyse...

    Gün doğuyor; zorla da olsa, zorunda da olsa doğuyor. Yatakta dikeliyorum; güneş vuruyor yüzüme; sen geliyorsun aklıma. Sonra başımı yere eğiyorum. Nedense bir anda, göt kadar ülkelerdeki insanların yaşamını düşünmeye başlıyorum. Düşün; bi' Yozgat kadar yoklar, ya da bir Kırşehir kadar; Sivas kadar olanları var ama mesela, ama yine de göt kadarlar. Andorra örneğin; göt kadar değil mi yani? Sabah sabah bunları düşünüyorum işte. Yani hayat nasıl acaba oralarda; çok mu güzel, çok mu boktan? İşin içinden çıkamıyorum, Rusya ile karşılaştırıyorum artık; düşün, hayvan gibi ülke, kocaman lan. Orada hayat nasıl acaba; çok mu güzel, çok mu boktan? Sonra, nereden çıktı bu, diyorum. Seni düşünüyorum yine, beni düşünüyorum; Andorra'yı, Rusya'yı düşünüyorum. Hangimiz Rusya, hangimiz Andorra, diyorum; hangimiz güneş, hangimiz dünya. Kıçım yine açıkta kalmış, diyerek kalkıyorum yataktan. Sensiz de sıcak bu yatak; ilginç, senli nasıl olurdu kim bilir. Sonra, beş sene boyunca sana tek kelime dahi edemediğimi hatırlıyorum, üşüyorum. Üstüne beş sene yüzünü göremediğimi de ekliyorum; donuyorum. Zannımca "güneş" sensin. Dur, sakın gitme; insanların sana ihtiyacı var. Ben yörüngenden çıkarım. Şimdi farkettim; ben "dünya" olamazmışım. En fazla, boktan bi' göktaşıyım anlaşılan; dünyaya düşerken yananından hani. Bir dakika şimdi; yoksa dünya olan sen  misin? Geçen gün Rusya'ya düşen taşlardan biri de bendim herhalde. Bir dakikanı daha alacağım; yoksa sen Rusya mısın? O zaman ben Andorra'ysam; sen gidince göt kadar mı kaldım? Anlayamıyorum...

    Duraksıyorum şöyle bir, yine düşünmeye başlıyorum; "göt"e neden bu kadar çok taktım, diyorum. Bu soru benim için hipnozdaki parmak şıklatması oluyor adeta; çat, şalterler inip tekrar kalkıyor bedenimde. Uyuyormuşum, rüyadaymışım, asıl şimdi uyanmışım.

    Açmışım gözlerimi, yine düşünüyorum. Hâlâ rüyadaki sorumun cevabını arıyorum; neden "göt"e bu kadar çok taktım? Düşünüyorum, yanıt yok. Alttan alttan vücudumu okşayan bir serinlik imdadıma yetişiyor. Şöyle bir kafamı kaldırıyorum ve cevapla yüz yüze  geliyorum; evet, kıçım açıkta kalmış. Vücudum beni rüyamda defalarca uyarmış. Nedeni buymuş göte bu kadar takmamın. Seninle alakası yokmuş yani bu götlüğün.

    Örtüyorum kaba etlerimi, kafamı koyuyorum yastığa, seni düşlüyorum. Sonsuz uykuma dalabilirim artık.

    Güneş tepede, uyuyorum.

    Gün batmadan ölsem bari.

    ...