Mars Çöllerinde yatan bir anime kötüsünün mezarını ziyarete gittim önce. Tam olarak ölmediğini biliyordum; bir "hiç" değildi yani. Huzurunu kıskandım. Meraklının birinin; Mars'ta su buldum, diye ortalığı ayağa kaldırmasından korkarak da olsa, kötümüzün mezarına birazcık su döktüm. Daha fazlasını istedi; daha fazlasını, daha da fazlasını... Bunu isteyen; susamış çöl müydü, yoksa neden kötü olarak bilindiğini bilmediğim anime kötüsü müydü; çözemedim. Yalnız, huzurunu kıskandım.
Hiçlik...
Hiçbir şey bu kadar "çok" olmamıştı gözümde.
Hiçlik...
Yalnız yokluğun hafifliği vardı şimdi içimde.
"Sen gelmeden önce ben de aynı şeyleri hissediyordum." dedi, bir ses. Etrafıma bakındım; kötümüz mü konuştu, yoksa Mars mı dillendi; çözemedim. Tam; "Huzuru buldum." derken; bu çözümsüzlükler de nereden çıktı ki şimdi.
Mars çöllerinde geceyi bekledim daha sonra. Soğuktu, ama huzurluydu. Sessizdi, karanlıktı, hiçlikti üstelik. Hiçlik mi; ama ben neyim, anime kötüsü ne, ya Mars? Hiçlik mi; en son sen gittiğinde böyle hissetmiştim. Neyse... Huzuru bulmaya geldim buraya, huzurumu kaçırma!
"Bu, 'hiçlik' mi?" diye sordum; o sesten cevap bekleyerek. Uzun süre de bekledim nitekim. Lakin; ışık yok, hareket yok, ses yok. Bağırdım; "Ulan bu, 'hiçlik' mi?" diye. İşte beklediğim ses geldi. "Sen sorana kadar ben de bunu hiçlik olarak bellemiştim." dedi; "Soruyu ilk sorduğundan beri onu düşünüyordum, onun için beklettim seni." diye de ekledi. Sonra sordu: "Bu, 'hiçlik' mi?". Ben de cevap veremedim; "Ama huzurlu." diye de ekledim. Bir süre bekleştik, yani; ben bekledim, sesten de bir tepki gelmediğine göre o da beklemiş olmalıydı zannımca. Sonra, ortamdaki bu yeni arkadaş olmuşluk gerilimini kırmak için, "Bay Ses"e hikayesini sordum; ve bu soğuk geceyi, dandik bir muhabbetle ısıtmaya çalıştım.
Nafile... Ne ısıtması?
Anlatmaya başladı. Hikayesi acıklıydı; ortam daha bi' soğudu, dramı ortalığı daha bi' gerdi. "Kötü" olarak yaftalanmasına sebep olacak eylemlerinin kendince haklı yönleri vardı. Tüm yaptıklarının temelini belli bir mantığa oturtmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bana da mantıklı gelmişti tüm yapıp ettikleri. Bütün bunlar... Daha bir ısınmıştım Bay Ses'e. Hala "kötü" diyebilir miydim ona: "?"
Garip; saatlerdir öyküsünü dinliyorum; ama hala Bay Ses'in, bir anime kötüsü mü, yoksa Mars'ın kendisi mi olduğunu bilmiyorum. Bilemiyorum; çünkü hikayesi, ikisine de uyuyor: Animedekine benzer bir kötülük öyküsü var ortada, e Dünya ve Mars ilişkisi de ortada.
Japon diyarının büyülü çizgilerinde âdettir, başlarda bir kötü çıkar ve ortalığı birbirine katarken bize zincirleme tamlamalı küfürleri ardı ardına sıralatır. Buraya kadar tamam. Ama son kapışmada ne olur, kötünün son dövüşünde? Katıksız bir afallama, travmatik bir trajedi; işte bu olur; "kötü"nün öyküsünü öğreniriz. O kötü, artık eski kötü değildir; belki de artık hiç kötü değildir. Bunu sonradan, belli bir vakit sonra öğreniriz. Bay Ses'in öyküsü bu kalıpla tam uyumluydu. "Kalıp" demem, bu işleyişi küçümsediğim anlamına gelmesin, ardındaki destekli felsefeden haberdarım. Bunu sesimizin sahibine de söyledim, vereceği tepkiden kim olduğunu çıkarmayı umarak; Mars mı, anime kötüsü mü? Bulamadım, bilemedim, çözemedim. Diğer ihtimal üzerinde düşünmeye başladım: Mars.
Mars olabilir mi? Ses, konuşmasının bir yerinde "İnsanlar onu seçti." demişti. "O" zamirinden kasıt, Dünya olabilir miydi? Sonra ne demişti: "İnsanlar hakkımdaki gerçekleri yeni yeni öğrenmeye başlıyor.". Mars'a gelen şu uzay araçları, onları mı kastediyordu yoksa. Gerçi bir anime kötüsünün gerçekleri de çok sonra öğrenilirdi, insanlar da o zamana kadar, "iyi" olarak bilinenlerden yana olurdu. Lanet olsun, başım ağrımaya başladı. Hangisiydi? Hani huzur vardı? Bu karmaşa da ne? Dayanamayacağım, kendisine soracağım sesin:
"Hey!
Bay Ses!
Sen kimsin?
Mars mısın; yoksa bir anime kötüsü mü?"
Bekledim. Uzun sürmedi; ama bu bekliyişi kıran Bay Ses'ten gelen herhangi bir cevap değildi. Bir yere çekiliyordum; bırakın sesi, sessizliğin bile "yok" olduğu bir yere. "Hiçlik"; böyle bir şey miydi acaba? Her şey, git gide yok oluyordu. Ben de olmayacaktım artık anlaşılan; yok olacaktım. Son bir umutla Bay Ses'e ses ettim: "Cevap ver, lütfen.". Artık gerçeği öğrenmenin ne faydası var ki, demeyin; bu vaziyet, idamından önceki son gününde kitap okuyan bir adamın durumuna benziyor. O cevabı almalıydım.
"Cevap ver lütfen; sen kimsin?"
Her şey yok oluyordu. Cevabımı alamıyordum. Vazgeçtim, derken; Bay Ses konuştu: "Bu, 'hiçlik' mi?".
Tamam. Vazgeçtim.Ama son saniyelerimde aklım, cevabı alamamamın da karmaşasıyla yeni bir sorular silsilesine tutuldu: "Bu bir kara delik mi -ki öyleyse, sesin sahibi Mars olacaktır- ; yoksa bu yokluk, bir anime kötüsünün, doldurmaya çalıştığı, ruhundaki o koca boşluk mu?"
Hangisine çekiliyorum;
Kara deliğe mi,
Ruh boşluğuna mı?
Nereye çekildiğimi bilmiyordum. Ama bu durum, nasıl desem; huzurluydu. En son, seninle ilk karşılaştığımda böyle hissetmiştim. "Hiçlik", kesinlikle bu olmalıydı. Huzur, dedim de; o da yok olacak değil mi o hiçlikte.
Tutacak mısın elimi, çekecek misin beni? Hiçlik benim için daha mı iyi? Varlığım pişman mı etti seni?
Yoksa...
Yoksa o sesin sahibi kimse değildi de, sen miydin?
Son saniyelerim, cevap ver.
...
..
.