O geldi...
Müjdeler olsun; o geldi, dediler.
Kim ki, dedim.
İnsanı çıkmazlardan kurtaran o şahane insan geldi, dediler.
Hayırlısı olsun, dedim.
Üç gün geldi, beş gün geçti; millete deva oldu, harici beni bekledi.
Demişler ki: "En büyük çıkmaz onundur.Bekle, gelecektir.Gelmezse döve döve getiririz."
Seve seve götürdüler. Sade ikimizi dağa saldılar.
Şahaneleri sordular: "Söyle bakalım; bu çıkmazdan kurtulmaya hazır mısın?"
Nasıl, dedim.
Yine sordu: "Yeni yolun; hayal mi olsun, rüya mı?"
Sahici bir yola salamaz mısın beni, dedim.
Durdu... Durdu... Durdu...
Gözleri benden kaydı, arkama bakakaldı.
Ve beni benden aldı: "Bak, kuş var orada.”
Söyleyiş, o söyleyiş...
Arkamı döndüm.
Kayboluş, o kayboluş...
Ta ki...
Yıllar yıllar sonra...
Belirsiz bir zamanda, daha belirsiz bir mekanda, belirgin bir ihtiyarlıkta; kendinden önde giden namına rast gelene kadar.
Aslında onunla işim yoktu. Aramıyordum, peşinde değildim. Umrumda da değildi. Aradığım başka bir şeydi.
Ama...
Bekledim.
Geldi.
Sanırsın bayramı erken getirdi. Meydan; sanki bir karınca yuvası, sanki bir arı kovanı.
O geldi.
O geldi, dediler.
Kim olduğunu anlatın, dedim.
İnsanı çıkmazlardan kurtaran o şahane insan geldi. Hatta yıllar, on yıllar evveli birini çıkarmış ki bir derin kuyudan; adamı bir daha köyünde gören olmamış, dediler.
Şahaneleri, beni onca yıl geçmesine rağmen kalabalıkta tanıdı.
Çağırdı.Dağlara vurduk kendimizi.
Sordu: "Gençliğinde büyük çıkmazdaydın. N'oldu, konuşmamızdan sonra çıkabildin mi?"
Durdum... Durdum... Durdum...
Bilmiyorum ki, dedim; hala o söylediğin kuşu arıyorum.