Pencere…
Ses; kaos…
Ânı, ânından çok farklı olan, ama bu benzersiz anları ayırt etmekte güçlük çıkaracak denli benzeşen.
Gideceğimi söyledim.
…
…
…
O ses bombardımanında dahi aldığı nefesten ne dediğini anlayabilirdim. İhtiyacım olan, fısıltının da azıydı.
Ben gidiyorum, dedim. Islanmak umrumda değildi.
Onun da umrunda olmamasını istedim.
“Ben gidiyorum.”
…
…
…
Belki de umrunda olmadığımı böyle gösteriyordu; oturduğu yerde öylece durarak, yığılmış vaziyette hareketsiz kalarak, mimiksiz dalarak.
Gitmeliydim. Ama…
Aması; fazla hareketsizdi.
Nefesinden manalar çıkaracağımı sanmıştım ama…
Nefes alamadığını bile fark edememişim.
Gideceğimi söylemiştim ama…
O çoktan gitmiş.
Sessizlik…
Sensizlik…
...
...
...
Yağmur yağıyor mu hala? Neden her şey durdu.
Ses ver.
Sensiz ıslanmak istemiyorum.